Özge Mardi, genç kuşak grafik tasarımcılar arasında görsel iletişim tasarımına farklı bakış açısı ve çalışmalarında taşıdığı
sanatsal kaygıyla ön plana çıkan bir isim. İsmini ilk olarak Türkiye’nin ilk online logo yarışmasında elde ettiği birincilik ile duyuran sanatçı, şimdi de ülkemiz için yeni bir mecra olan interaktif dergicilik alanında iddiasını kanıtlamak için kolları sıvadı. VS Magazin fikrinin sahibi olan Mardi ile kariyeri, sanata bakış açısı ve görsel iletişim tasarımı üzerine konuştuk.
- Resim ve grafik tasarımla tanışmanız nasıl oldu?
Çizim yapmaya çok küçük yaşlarda başladım. Daha o zamanlarda önce ailem daha da sonra da öğretmenlerim bu yeteneğimi fark ederek bana destek vererek kendimi geliştirmemde yardımcı oldular. Yine ailemin yönlendirmesi sayesinde lise eğitimim için İzmir Göztepe Meslek Lisesi Grafik Tasarım Bölümü’nü tercih ettim. Yetenek sınavını birincilikle kazanarak grafik eğitimimin ilk adımını da atmış oldum.
- Neden resim ya da başka bir bölümü değil de grafik bölümünü tercih etmiştiniz?
Bir meslek olarak grafik tasarıma o yıllarda pek de yabancı değildim aslında. Babamın bir asker arkadaşı vardı. Hem eşi hem de kendisi, o yılların tabiriyle grafikerdi ve büyük firmalara tasarım yapıyorlardı. Evlerini ofis olarak kullandıkları için de onları ziyarete gittiğimizde çalışmalarını yakından inceleme fırsatım oluyordu. Grafik ve grafik tasarımcının ne demek olduğunu o yaşlarda çok iyi kavramıştım. Lise eğitimim için bölüm tercihi yaparken grafik tasarımı seçmemde bu en büyük etken olmuştu.
- Liseden sonra eğitiminize hiç ara vermeden devam ettiniz sanırım.
Evet. 17 yaşındayken üniversiteye başlamıştım. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Ana Bili Dalı Resim Öğretmenliği Grafik Tasarım Bölümünü yine yetenek sınavı ile kazandım. Üniversite’deki 2. yılımda ana sanat dalı olarak grafik tasarımı seçmiştim. Mezun olduktan hemen sonra da yine kendi okulumda grafik alanında yüksek lisansımı tamamlayarak “uzman” unvanı aldım. Şu anda da doktora için hazırlanıyorum.
- Yüksek lisanstaki tez konunuz neydi?
Tezimi “Çocuk kitapları resimlemede karakter yaratma” üzerine hazırlamıştım.
- Neden bu konuyu seçmiştiniz?
Üniversite yıllarında büyük yayın evlerinde çocuk kitapları için illüstrasyonlar yapıyordum. O dönemde yaptığım bir hata bana bu tezi yazmam için ilham kaynağı olmuştu. Bir çocuk kitabındaki karakterler olan iki kelebeği tasarlarken, daha önce kelebeklerin anatomisi ile ilgili bir araştırma yapmadığım için kelebekleri altı ayaklı olarak çizmem gerekirken dört ayaklı çizmiştim. Sonuçta ben bir tasarımcıydım ve karakteri istediğim gibi şekillendirebilirdim. O yüzden bir ön hazırlık bana çok gerekli gelmiyordu.
Tasarımı tamamladığımda yayın evinin yayın yönetmeni Ercan Bey hatamı fark ederek çizimi elden geçirmemi söylemişti. O zaman, işimin sadece çizim yapmakla sınırlı olmadığını anladım. Çocuklar, gelişimleri esnasında çevreleriyle ilgili bilgileri öncelikle ebeveynlerinden, sonrasında ise çocuk kitaplarındaki karakterlerden ediniyorlardı. Yani benim tasarımlarımdaki her hata, çizdiğim karakterleri inceleyen çocukların doğruları olacaktı. Karakter tasarımının aslında göründüğünden daha büyük bir ciddiyet ve dikkat isteyen bir iş olduğunu anlamam, tezimi de konu da hazırlamamı sağladı.
- Doktora ne üzerine olacak?
Doktora konum, “Animasyon filmlerinde 3 boyutlu karakter yaratma ve jenerik tasarımlarının görsel iletişim açısında incelenmesi” olarak YÖK’e bildirildi. Şu an için yapmam gereken tek şey gerekli sınavları vermek. Hemen arkasında doktoraya da başlayacağım.
- Meslek yaşantınızdan bahsedelim biraz? Grafik tasarımla ilgili ilk iş deneyiminiz nerde oldu?
Grafik tasarımla ilgili ilk iş deneyimim 1997 yılında, lise yıllarında zorunlu staj için gittiğim Gazete Ege’de oldu. İlk kez Macintosh bilgisayar ile orada tanıştım. Önceleri ölüm ilanları yaparken, 8 aylık stajımın sonunda Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın tam sayfa renkli ilanını yapmıştım.
Üniversiteye başladığımda ise, hedefimi öğretmenlik olarak belirledim. O yüzden herhangi bir ajansta çalışmadım. Sadece az önce bahsettiğim gibi çeşitli yayınevlerinde çocuk kitabı illüstrasyonları yaptım.
Yüksek lisansa başladığımda, kendimi hala bir grafik tasarımcı olarak görmüyordum. Tasarım gücüm vardı ama bilgisayar programları konusunda hala çok zayıftım. Bu programları öğrenmek için bir ajansta asistan olarak çalışmaya başladım. Bu tecrübemden sonra gerçek bir tasarımcı olarak farklı ajanslarda devam ettim.
Şu anda Vectorel Studio’nun sanat yönetmeniyim ve aynı zamanda İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde Sayın hocam Doç Dr. Arif Ziya Tunç’un verdiği grafik tasarım derslerinde asistanlık yapıyorum.
- Tasarım yarışmaları konusunda tecrübeniz oldu mu hiç?
Açıkçası, yarışmalara hep olumsuz yaklaşıyordum. Çünkü, fazlasıyla adam kayırma ve torpil döndüğüne şahit oluyordum. Katıldığım tek bir grafik tasarım yarışma oldu. 2006 yılının ağustos ayında, TRT’de yayınlanan Bilişim Rüzgarı programı için açılan Türkiye’nin ilk online logo tasarım yarışmasına bir çalışma gönderdim ve birinci oldum. Şu anda programda kullanılan logo benim çalışmam.
- Bu birincilik kariyerinize nasıl etki etti?
Açıkçası, birinci olduğum açıklandığında o dönem çalıştığım ajans yönetiminden beni tebrik eden dahi olmamıştı. İlk anda iş hayatımda bu yüzden bir etkisini gördüğümü söyleyemem. Ancak psikolojik anlamda bu yarışmayı kazanmamın bana kattıkları oldu. Grafik tasarımcı olarak profesyonel manada çalışmaya başlamış olmama rağmen hala kendime “grafik tasarımcı” unvanını yakıştıramıyordum. Yani, işimde oldukça iyiydim, fakat sanatçı olmak benim için büyük bir olguydu. Bilişim Rüzgarı logo yarışmasını kazanmam, bana bu programda yer alma şansını doğurdu. 1 sene boyunca canlı yayında grafik tasarımla ilgili bildiklerimi izleyicilere aktardım. Bu, kendime güvenimi artırdı. Ayrıca, ilk programımda, ekranda, ismimin altında grafik tasarımcı yazdığını görmem, beni, gerçekten bu unvanı hak etmiş biri olduğuma ikna etti.
- Uzun yıllardır bu sektörün içindesiniz ve genç bir grafik tasarımcı olarak ajans çalışanlarının yaşadığı zorlukları da en iyi bilenlerden birisiniz. Okullarından yeni mezun grafikerler nasıl çalışma koşullarıyla karşılaşıyor? Onları çalışma hayatında ilk etapta neler bekliyor?
Bu konuda iyi şeyler söylemek güç. Benim ajans tecrübelerim İzmir ile sınırlı, ama ülke genelinde de genç grafik tasarımcılar için benzer koşulların söz konusu olduğunu biliyorum. Benim çalışma şartlarım çok ağırdı. Günde ortalama 12 saat mesaim oluyordu. Yüksek lisans ile birlikte ajansa devam ettiğim için derslerimden geri kalma tehlikesi de yaşıyordum. Bugün Güzel Sanatlar Fakültesi’nden yeni mezun olmuş ve ancak asgari ücretle iş bulabilen ve ağır çalışma koşullarına sahip bir çok grafik tasarımcı olduğunu biliyoruz. Bu ülkemizin bir gerçeği. Eğer grafik tasarımcı olma bir hedefse bunlara katlanılmak zorunda.
- Peki yapılabilecek hiçbir şey yok mu?
Aslında var. Üniversitedeki hocalar, iş hayatına atılan öğrencilerine sahip çıkabilir. Benim hocam bana sahip çıktığı için bugün bu noktadayım. Her zaman arkamda oldu ve bana yol gösterdi.
- Her öğrenci için yol gösterici olmak ve onlara sahip çıkmak zor olmaz mı?
Aslında hayır. Hoca sadece öğrencisinin işe başladığı ajansı arasa ve durumu hakkında bilgi alsa ya da öğrencisi hakkında ajansa bilgi verse bile bu, genç tasarımcı için iş hayatına başlarken bir çok yönden avantaj sağlayacaktır. En azından sahip çıkıldığını görmek kendisine büyük moral sağlayacağı gibi iş verenin gözündeki değeri de artacaktır.
- İş hayatına atılacak olan bir yeni mezun için siz neler önerirsiniz?
İş başvurusu yapacakları ajansların, bulundukları bölgenin Reklamcılar Derneği’ne üye olmasına özen göstersinler. Ayrıca Reklamcılar Dernekleri ile de irtibata geçsinler ve CV’lerini bıraksınlar. Bu dernekler kendilerine bağlı ajansların eleman ihtiyaçlarını bu CV’ler üzerinden karşılıyor ve başvuru sahibi gençlere sahip çıkıyor. Bu çok önemli. Çünkü genç tasarımcılar, kendilerine sahip çıkan birileri olmayınca ajans sahipleri tarafından eziliyor.
Kesinlikle, bizim “köprü altı ajansı” diye tabir ettiğimiz yerlere başvurmasınlar. Bu tip ajanslarda çok ezilirler ve öğrenecekleri pek fazla da bir şey olmaz. Mesleğin başlarında nereye giderlerse gitsinler çok zorlanacaklar, bu kaçınılmaz, bu meslek ancak bu şekilde öğreniliyor ama en azından işin ehli kişilerin yanında bu zorlukları yaşarlarsa aynı zamanda büyük tecrübe de kazanmış olurlar.
- Köprü altı ajansları, sektör içindeki diğer firmalar için ne ifade ediyor?
Bu tip işletmelerin sadece kar amaçlı ve günü kurtarma düşünceleri yüzünden, tasarımlarını oldukça düşük fiyatlara, hatta bir başka iş alabilmek için bedavaya verdiklerini görüyoruz. Bu iş mantığı, grafik tasarım olgusuna büyük zarar veriyor. Gerçek anlamda grafik tasarım ürünleri ortaya çıkaran ajanslar, çalışmalarını hak ettiği değere satamıyor. Çünkü müşteri, düşük kaliteli, özgün olmayan ve nerdeyse bedavaya verilen işler ile gerçek ve büyük emek harcanmış, eşsiz ürünleri aynı kefeye koymaya başlıyor. Köprü altı ajanslarının, grafik tasarım ürünlerinin sanatsal değerine verdiği zarar ise çok daha vahim.
- Türkiye’deki ajansların geneline bakarsak, sanatsal kaygı ne derecede gözetiliyor diyebilirsiniz?
Biz, Vectorel Studio olarak yaptığımız işlerde sanatsal değere ulaşmaya çalışıyoruz. Çünkü işimizin adı görsel iletişim sanatı. Biz bunu böyle düşünüyoruz. Ülke genelinde ise bu tavrı sadece çok büyük ajanslarda görebilirsiniz.Türkiye genelinde grafik tasarımın sanatsal bir kaygı ile gerçekleştirildiğinden bahsetmek o yüzden zor.
Ancak şunu söylemekte de fayda var. Bir sanatsal ürünün en temel özelliklerinden biri, ortaya çıkarıldığı tarihten çok sonra anlaşılabilmesidir. Görsel iletişim sanatı ürünleri bu noktada bilinen “sanat” kavramından ayrılıyor. Bizlerin ortaya çıkardığı eserler tüketim kültürüne yönelik, bu yüzden işlerimizin çok çabuk eskimesi ya da anlaşılamaması kaçınılmaz. Ancak bu, grafik tasarım ürünlerinin bir tarzı olmasına, grafik sanatçısının belli bir üslup çerçevesinde eserlerini ortaya koymasına engel olmamalı.
- Vectorel Studio’nun tarzı için neler söyleyebilirsiniz?
Hayal dünyası ve çocuksu bir tarz. Tüm çalışmalarımızda bu hayalciliği ve çocuksu yanı görebilirsiniz. Çalışmalarımızın tamamını da vektörsel programlarda yapıyoruz. Ajansımızın adı buradan geliyor. “Vectorel” kelimesi de bize özgü. İsmimizle de özgün yönümüzü ortaya koyuyoruz.
- Web sitenizde yer alan ada tasarımı ile tarzınızı yansıtmışsınız.
Kesinlikle. Oradaki ada bir beyin fırtınası sonucu ortaya çıktı. Bu dünyada olmayan bir yer. Çocuksu karakterleri o ada üzerinde de görebilirsiniz.
- Vectorel Studio’nun hikayesinden bahsedelim biraz. Kadir Bayar’la nasıl tanıştınız? Ajans fikri nasıl oluştu?
Kadir Bey’le 2007 yılında Ege Üniversitesi’nde verdiği bir eğitim seminerinde tanıştık. Kendisinin o dönemde zaten “Paars” isminde bir ajansı vardı. Ortak iş yapmamız gündeme geldi. Fakat “Paars” ismi daha önceden tescil edilmiş olduğu için yeni bir isim bulmamız gerekti ve Vectorel Studio doğdu.
Vectorel Studio’da ben ve Kadir Bey dışında 4 çalışanımız daha bulunuyor. 2 grafik tasarımcımız burada bizimle çalışırken ve Hollanda’da da iki temsilcimiz var. Ayrıca Denizli’de bizim için çalışan bir de metin yazarımız bulunuyor.
- Vectorel Studio ne gibi işler yapıyor?
Benim uzmanlık alanım illüstrasyon. Bunun yanı sıra kurumsal kimlik ve logo çalışmalarında da iddialıyız. Özellikle logo tasarımında en iyisi olmak için çabalıyoruz.
![]() |
![]() |
![]() |







